Tarih ve Şiirin Buluştuğu Nokta

Kur’ân ve Hâfızlık Şiirleri

Hâfızlık cemiyetlerinde, icâzet merasimlerinde okunabilecek, Kur’ân ile alâkalı şiirlerim.

EY ALLÂH’IN KELÂMI

Diyorlar: En güzel dostluk, kitapla,
En üstün dostluk Allah’tan hitapla,
Gönül, Kur’ân’da bul, her feyzi topla;
O’dur Mevlâmız’ın en son kelâmı,
Selâmettir, gönül, Rabbin selâmı!..

Ey Allah’tan inâyet, gönle gel dol,
Selâmettir senin gösterdiğin yol,
Kabir yalnızlığından muhlisim ol!
Şefâat et ey Allâh’ın kelâmı,
Huzur lutfet ey Allâh’ın selâmı!..

Devamı..

 

HAKK’IN MEKTUBU

En büyük mûcize, en zirve bu Kur’ân-ı Kerim,
Hakk’ın insanlığa son mektubu Kur’ân-ı Kerim.

Ne şiirdir, ne nesirdir, ne sihirdir bu kelâm,
Beşerî sözle kıyaslanmaz ilâhî ilhâm.

Edebî zirveyi tutmuş nice demdir çağırır,
«Var mı bir benzeri!?.» çıkmaz buna cür’et kaç asır!

Altı yüz on senesinden sayalım tâ bugüne,
Çıkabilmiş biri yok, meydan okur ins ü cine…

Devamı…

 

KUR’ÂN İLE…

Kur’ân’la ol gündüz-gece…
Kur’ân’la yoğrul müslüman!
Yetmez mi yatmak öylece…
Kur’ân’la doğrul müslüman!

Bir çek duyulsun besmelen,
Kaybolsun iblis sahneden,
Şeytân -aleyhillâne-’den,
Kur’ân’la kurtul müslüman!

Devamı…

 

Kur’ân hatimleri, sevap için okuma, ölülere sevap bağışlama, anlamadan okunmaz gibi meseleler hakkında bir yazı:

KUR’ÂN; ŞİFÂ ve RAHMET MENBAI

 

Dün batı karşısında mağlûp oluşumuz, hatim indirmemizden miydi, yoksa tembelliğimizden miydi?

Eğer hatimden diyebilen varsa, şu soruya da cevap vermeli: Daha evvelki muzaffer dedelerimize, indirdikleri hatimler niye zarar vermedi?!.

Dünkü mağlûbiyetler de bugünküler de; tefrikadan, kardeş kavgasından, hırstan ve kötü ahlâktan kaynaklanıyor. Ne mezhepten, ne hadisten, ne de gelenekten!..

Şimdi en başa dönelim:

Kur’ân okumamız, bize Rabbimiz’in emridir.2

Peki «okumak» ne demektir?

Okumak türlü türlüdür.

Tamamı… 

 

Hâfız yetiştirmenin ülkemizde fazla ve gereksiz olduğu, hâfız yetiştirmenin çocukları asalaklaştıracağı yönünde tenkitlere cevabî bir yazı ve şiir:

DÎNÎ HİZMETLER

Menfî yorumlara tüy diken bir başka yorum da hâfızlığı hedef aldı. Hâfız yetiştirmenin asalak yetiştirmek demek olduğunu, bu eğitime yönelenlerin artık başka bir şey üretemeyeceğini… söyleyen kişi ise bir gazeteci idi. Bu kişinin, “ulusalcı” bir gazetenin idarecisi olması daha da üzücü.

Hâfızlık yapmanın bir kişiyi artık başka bir iş yapamaz hâle getirdiği iddiası, bütünüyle cehâlet. Eskiden hâfızlık, ortaokul yıllarında 2-3 sene ara vermekle yapılırdı. Bugün ise hâfızlık, okul ile beraber yürütülüyor. Her iki yapıda da hâfızlığı başarmış zihinler, hem mânevî hem maddî bir açılım ile aradaki farkları kolayca kapatabiliyor. Gazetecinin lâfına baksanız; hâfızlık yapılan yaşlarda, diğer herkesin harıl harıl meslek kazandığını zannedeceksiniz. Hâlbuki meslek edinme lise ve yüksekokul yıllarında gerçekleşiyor.

İlim, irfan, sanat, siyaset, tıp, teknoloji ve imalâta varıncaya kadar hâfızların olmadığı saha yok.

Hattâ bu durum; «çok da istenen bir şey mi?» diye düşünmeye bile itiyor. Çünkü yukarıda da ifade ettiğimiz üzere, aslında hâfızların kendi branşları içinde kalmaları, toplumun ihtiyaçları ve dînî hizmetlerin istikbâli için daha elzem.

Tamamı…

 

ASALAK!

Gönlü Kur’ân’la dolan kul, olamaz hiç asalak.
Hâfızın topluma bin faydası vardır a salak!

İki-üç yıl yüce Kur’ân’a adansın da ömür,
Seyret, en az bire on kat bereketler görülür.

İki-üç yıl ara vermiş nice hâfızlara bak,
Kapatır farkı, geçer en öne, dâim yüzü ak.

Hâfızın öyle parıldar ki zihin dünyâsı,
Başka uğraşlara meyletmesin ister hocası.

Nice âlim, nice şâir, nice hattatlar var,
Nice hâkim, nice doktor, nice üstatlar var.

Devamı…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

KATEGORİLER

Son Yazılar

Sosyal Medya Hesaplarım