Tarih ve Şiirin Buluştuğu Nokta

Tercüme Şiirler

 

RIZIK ALLAH’TAN

İmam Şâfiî

تَوَكَّلْتُ فِي رِزْقِي عَلَى اللهِ خَالِقِي

وَأَيقَنْتُ أَنَّ اللهَ لَا شَكَّ رَازِقِي

وَمَا يَكُ مِنْ رِزْقِي فَلَيْسَ يَفُوتُنِي

وَلَوْ كَانَ فِي قَاعِ الْبِحَارِ الْعَوَامِقِ

سَيَأْتِي بِهِ اللهُ الْعَظِيمُ بِفَضْلِهِ

وَلَوْ لَمْ يَكُنْ مِنِّي اللِّسَانُ بِنَاطِقِ

فَفِي أَيِّ شَيْءٍ تَذْهَبُ النَفْسُ حَسْرَةً

وَقَدْ قَسَمَ الرَّحْمٰنُ رِزْقَ الْخَلَائِقِ

○○○○○○○○○○○○○○

Tevekkül eyledim Allâh’a, Hâlık’ım O benim,
Yakînen anladım illâ ki Râzık’ım O benim…

Gelir bulur beni rızkım, ilâhi takdir ile,
Derin denizlerin altında saklı olsa bile…

Talep dahî edemez bir özürlü, lâl olsam,
Azîm Hudâ yine ihsânı bol, eder ikram…

Hudâ yarattığı her cân için ayırdı rızık,
Neyin peşinde yanarsın, gönül, cefâna yazık!..

mefâilün / feilâtün / mefâilün / feilün

*************************************

ALLAH UYUMAZ!

Hz. Ali

لا تَظلِمَنَّ إِذا ما كُنتَ مُقتَدِراً

فَالظُلمُ مَرتَعُهُ يُفضي إِلى النَدَمِ

تَنامُ عَينُكَ وَالمَظلومُ مُنتَبِهٌ

يَدعو عَلَيكَ وَعَينُ اللَهِ لَم تَنَمِ

علي ابن أبي طالب

○○○○○○○○○○○○○

Güç benimdir sanarak kimseye zulmetme hemen,
Zulmün er geç sonu pişmanlığa kırmakta dümen…

Gözlerin uykuya dalmışken o mazlum uyanık,
Âh edip Hakk’a şikâyet edecek kalbi yanık…

Sanma mazlumların ah-vâhını yer gök duyamaz…
Duyar Allâhu Teâlâ bir an olsun uyumaz!..

***************************

KAN KIRMIZI

Ahmed Şevki’nin Şam’da Fransızlara karşı gösterilen direniş için yazdığı, Şehid Yahya Sinvar’ın yıkıntılar arasında savaşı yönetirken okuduğu beytin manzum tercümesi:

وَلِلْحُرِّيَّةِ الْحَمْرَاءِ بَابٌ

بِكُلِّ يَدٍ مُضَرَّجَةٍ يُدَقُّ

Kan kırmızı hürriyyete bir sarp kapı var.
Al kanla boyanmış el onu ancak açar…

*****************

MUHAMMED ES‘AD ERBİLÎ HAZRETLERİ’NİN MÜLEMMÂ GAZELİ’Nİ TÜRKÇE SÖYLEYİŞ…

Min hecrike yâ munyeti innî lealîlu
Ve’d-dem’u mine’l-ayni ile’l-haddi yesîlu

«Tallâhi lekad âsereke’llâhu aleynâ»*
An na’tike yâ Yûsufu innî lekelîlu

Derdinle zebun olduğumu gizlemek olmaz
El-kâlu mine’l-bâli ale’l-hâli delîlu

Etsen n’ola bir kerre bu bîmâra terahhum
El-kalbu esîrun leke ve’r-rûhu dahîlu

Vaktâ ki gelür hâtıra ol gözleri âhû
Er-râhatu testevhişü ve’l-mevtu yemîlu

Kesmem beni öldürsen eğer vaslın ümîdin
Es-sabru cemîlun ve ile’n-nasri sebîlu

Es‘ad gibi sevdâya uyup çöllere düşmem
Allâhu kerîmun samedun ni’me vekîlu

○○○○○○○○

Hicrandan, Efendim, yüreğim hasta perîşan…
Gözyaşları tâ sîneye seller gibi tûfan…

«Tallâhi lekad âsereke’llâhu aleynâ»
Yûsuf! Bulamam hüsnünü vasfetmeye derman!

«Derdinle zebûn olduğumu gizlemek olmaz»
Dil, gönle delildir, sözüm ahvâlime burhan…

«Etsen n’ola bir kerre bu bîmâra terahhum»
Kalbim ki esirdir Sana, rûhum Sana kurban…

«Vaktâ ki gelür hâtıra ol gözleri âhû»
Kalmaz rahatım tende, ölüm tatlı, acımdan…

«Kesmem beni öldürsen eğer vaslın ümîdin»
Sabrım ne güzel çâre, odur vuslata imkân…

«Es‘ad gibi sevdâya uyup çöllere düşmem»
Âşıklara yardımda cömerttir yüce Rahman…

*******************

AHÎ ENTE HURRUN

Seyyid Kutub

 

أَخ۪ي أَنْتَ حُرٌّ وَرَاءَ السُّدُود. أَخ۪ي أَنْتَ حُرٌّ بِتِلْكَ الْقُيُودِ.

إِذَا كُنْتَ بِاللّٰهِ مُسْتَعْصِمًا.. فَمَاذَا يَض۪يرُكُ كَيْدُ الْعَب۪يدِ.
أَخ۪ي سَتَب۪يدُ جُيُوشَ الظَّلَامِ.. وَيَشْرُقُ فِي الْكَوْنِ فَجْرٌ جَد۪يدٌ.

أَخ۪ي قَدْ أَصَابَكَ سَهْمٌ ذَل۪يلٌ.. وَغَدْرًا رَمَاكَ ذِرَاعٌ كَل۪يلٌ.
سَتُبْتَرُ يَوْمًا فَصَبْرٌ جَم۪يلٌ.. وَلَمْ يَدْمَ بَعْدُ عَر۪ينُ الْأُسُودِ.

أَخ۪ي فَامْضِ لَا تَلْتَفِتْ لِلْوَرَاءِ.. طَر۪يقُكَ قَدْ خَضَّبَتْهُ الدِّمَاءُ.
وَلَا تَلْتَفِتْ هٰهُنَا أَوْ هُنَاكَ.. وَلَا تَتَطَلَّعْ لِغَيْرِ السَّمَاءِ.

أَخ۪ي هَلْ تُرَاكَ سَئِمْتَ الْكِفَاحَ.. وَأَلْقَيْتَ عَنْ كَاهِلَيْكَ السِّلَاحَ.
فَمَنْ لِلضَّحَايَا يُوَاسِي الْجَرَاحَ.. وَيَرْفَعُ رَايَاتِهَا مِنْ جَد۪يدٍ.

قَدِ اخْتَارَنَا اللّٰهُ فِي دَعْوَتِهِ.. وَإِنَّا سَنُمْض۪ي عَلٰى سُنَّتِهِ.
فَمِنَّا الَّذ۪ينَ قَضَوْا نَحْبَهُمْ.. وَمِنَّا الْحَف۪يظُ عَلٰى ذِمَّتِهِ.

وَإِنّ۪ي عَلٰى ثِقَةٍ مِنْ طَر۪يقِي.. إِلَى اللّٰهِ رَبِّ السَّنَا وَالشُّرُوقِ.
فَإِنْ عَافَنِي السَّوْقُ أَوْ عَقَّن۪ي.. فَإِنّ۪ي أَم۪ينٌ لِعَهْدِي الْوَث۪يقِ.

أَخ۪ي إِنْ نَمُتْ نَلْقَ أَحْبَابَنَا.. فَرَوْضَاتُ رَبّ۪ي أُعِدَّتْ لَنَا.
وَأَطْيَارُهَا رَفْرَفَتْ حَوْلَنَا.. فَطُوبٰى لَنَا فِي دِيَارِ الْخُلُودِ.

أَخ۪ي إِنْ ذَرَفْتَ عَلَىَّ الدُّمُوعَ.. وَ بَلَّلْتَ قَبْر۪ي بِهَا فِي خُشُوعٍ.
فَأَوْقِدْلَهُمْ مِنَ رُفَاتِي الشُّمُوعَ.. وَس۪يرُوا بِهَا نَحْوَ مَجْدٍ تَل۪يدُ.

○○○○○○○○○○

SEN HÜRSÜN EY KARDEŞİM!

Sen olsan da zindanda mahkûm esir,
Güvercin kadar hürsün ey kardeşim,
Kelepçeyle, zincirle susmaz fikir;
İnancın kadar hürsün ey kardeşim…

Zararsız bütün kulların hîlesi,
Sen Allâh’a tam bağlı kulsan eğer,
Yok et sen karanlık saçan ahbesi,
Birazdan ufuktan fecirler doğar…

Vuruldun velâkin o alçak bir ok,
Şu zâlim için pek zayıftır yarın…
Ha gayret bu sırtlanların ardı yok.
Yenilmez zafer artık aslanların.

Tereddüt nedir bilmeden sen yürü!
Bu yollar boyanmıştır al kanlara…
O yandan, bu yandan çağırsın sürü,
Yönün Arş’adır, bakma hiç onlara…

Cihaddan yorulmak nedir kardeşim,
Nasıl terk edersin atıp mızrağı?
Fedâîsi dâvâmızın söyle kim?
Ve kim dalgalandırsın al sancağı?..

Bu dâvâya seçmiştir Allah bizi,
O’nundur bu yol, Hakk’ın uğrundadır,
Gidenler huzûr içre yumsun gözü,
Kalan sağların, hizmet, omzundadır.

Giderken sabâhın Azîm Rabbine,
Yolumdan emînim, karârım kesin;
Ben aldırmadım zâlimin hükmü ne?
Bıraksın veyâhut da zulmeylesin!..

Ölüm dosta hicret; visâl alkışı,
Hazırlattı Rabbim, mükemmel cinan,
Kanat çırptı binlerce cennet kuşu,
Ne müthiş saâdet, ölümsüz vatan!..

Dökersen şehîdin için gözyaşı,
Katarsın biraz kabrimin harcına,
Türâbımla kandil yapıp hep taşı,
O nurlarla var git zafer burcuna…

**************************

 

EY ZULÜM GEL BAKALIM!..

adını verdiği «Tekaddemû» veya «İntifâda Kasîdesi» diye de tanınan
şiirinden bölümleri, bazı tasarruflarla Türkçe söyleyiş-

تقدّموا

تقدّموا

كل سماء فوقكم جهنم

وكل أرض تحتكم جهنم

تقدّموا

يموت منا الطفل والشيخ

ولا يستسلم

 

İlerle! Gel bakalım, ey zulüm, ilerle de bak!
Tepende gök ve şu yerler, cehennemin olacak!

Şehid oğullarının mâteminde vâlideler,
Ölür de kahrına râm olmaz ihtiyar dedeler.

İlerle! Ey zulüm, ordunla, tanklarınla yürü,
Roketlerinle, o kātil uçaklarınla yürü!

Zavallı milleti korkut ve gasp et evlerini,
Yetim bırak ve de kov yık, harâb et evlerini!..

Ne yapsan alt edemezsin, bu iştiyakla bizi,
Unutma hiç kıramazsın zafer ümîdimizi!..

İlerle! Gel bakalım, ey zulüm, ilerle de bak!
Zafer bizim! Kaderin hükmü, gālibiz mutlak!..

Ceset ceset seni kim böyle halka saldırtan?
Elinle yazdığın ahmak kitap mı çıldırtan?

İlerle! Her taşın altında bir bilek vardır!
Şehid bedenleri ardında bin tuzak vardır!

İlerle hey gidi korkak! Hazır senin ecelin,
Kolay mı arz-ı mukaddes, gelin kıtâle gelin!

Koparsa bir bacak, imdâda el ve kol yetişir,
Vücûda benzer o ümmet ki, zor zaman bitişir!

İlerle! Gel bakalım, ey zulüm, ilerle de bak!
Tepende gök ve şu yerler, cehennemin olacak!

Bütün cürümleri aklınca sen mubah saydın!
Rakipten istediğin şarta başta uysaydın!..

İlerle! Gel bakalım, ey zulüm, ilerle de bak!
Cinâyet iştahın er geç senin sonun olacak!

Ölüm saçıp yürü, arkanda desteğin mâlûm,
Nasılsa öldürülen suçlu, öldüren mâsum!..

Tutunduğun ipe son kez sarıl ilerle hadi!
Bu seçtiğin yolun, elbet, sonunda nâr ebedî!..

Özür ve mâzeret anlatma, şefkat eylemeden,
İlerle, anlamadan, vur, boğazla dinlemeden!

İlerle! Gel bakalım, ey zulüm, ilerle de bak!
Tepende gök ve şu yerler, cehennemin olacak!

Gözüm, gazınla değil, Gazze’den sebep yaşarır…
Bu ağlayışta vatan hasretim coşar, kabarır.

O anda gaspedilen her taş âh edip soracak,
Sokak sokak nice meydan, figanla haykıracak!

Bütün damarları bir milletin ki kükreyecek:
Eğilme yok! Ama takdir ölümse yok diyecek!

Ölüm tamam ama aslā eğilmeyiz zulme!..
Eğilmeyiz, vatan uğrunda râzıyız ölüme!..

 

EBU’L-ATÂHİYE’DEN BİR ŞİİR

نأتي إلى الدنيا ونحن سواسية      طفلُ الملوك هنا، كطفل الحاشية

ونـغادر الـدنيا ونـحن كما ترى     مـتـشابـهـون عـلى قبور حـافـية

أعـمالنا تُـعـلي وتَخفض شـأننا        وحـسابُـنا بالـحق يـوم الغاشـية

حـــور وأنــهـار، قـصــورعــاليــة    وجـهـنمٌ تُـصـلى، ونـار حــامـيـة

فاختر لنفسك ما تُحب وتبتغي        ما دام يـومُك والــليـالي باقــية

وغداً مـصـيرك لا تـراجع بـعـده          إمـا جِـنان الـخـلد وإما الـهاوية

HANGİSİ OLSUN?

Dünyaya eşit geldik, görün tefekkür edin:
Hizmetçi çocuğundan, farkı yok, şehzâdenin.

Ve dünyadan gideriz, kefen olmasa çıplak,
Kabirde uzanırız, baş açık yalın ayak.

Ne yaptıysak dünyada, huzûra yükselecek,
Mahşer gününde müthiş bir hesap görülecek…

Ya hûrîler, nehirler, yüksek köşk ve konaklar,
Yahut tenin ateşte, cehennemde konaklar!

Kendine seç arzunu, hangisi olsun yerin?
Hâlâ varken fırsatın, günün ve gecelerin.

Değişmez yarının bu, iyi düşün kararı,
Ya ebedî cennettir, ya cehennem çukuru!

FARSÇA ŞİİRLER

 

اكر كنج قارون بجنك آورى     نماند مكر آنكه بخشى برى
بخيل توانكر بدينار وسيم     طلسمست بالاى كنجى مقيم
ازان سالها مى بماند زرش     كه لرز طلسمى جنين بر سرش
بسنك اجل ناكهان بشكنند     بآسود كى كنج قسمت كنند

 

Cimri, benzer defîne tılsımına,
Öyle titrer başında boş boşuna…
Dağıtırlar kolayca tüm varını,
Mevt denen taş, inince kof başına!

Sâdî (Nazmen Trc. Tâlî)

************************

نور محمد است جون ايجاد كائنـــات
خون حسين موجب اعدام عالمست


Kevn varlığı çün Nûr-i Muhammed ile tattı;
Îdâmına imzâyı, Hüseyn’in kanı attı…

**********************

آسایش دو گیتی تفسیر این دو حرف است
با دوستان مروت، با دشمنان مدارا

 

Âsâyiş-i do gîtî tefsîr-i in do harf est/
Bâ dûstân muruvvet, bâ doşmenân mudârâ (Hâfız)

Kâfî iki haslet, iki dünyâda huzûra:
Yârâna mürüvvet ile düşmâna müdârâ!

Nisan 2008

********************************

Men bende-i Kur’ânem eger cân dârem
Men, hâk-i reh-i Muhammed Muhtâr’em
Ger nakl küned cüz in kes ez-güftârem
Bîzârem ez ô v’ez an sühan bîzârem. (Mevlânâ)

○○○○○○○○○○

Kur’ân-ı Hakîm’e kul olur bende bu can,
Ahmed yolunun toprağı, âmâde bu can…
«Benden diye» kim söylese bir aykırı söz;
Dâvâcıdır ondan da o sözden de bu can!

**************************

ES-SUBHU BEDÂ İmam Bûsîrî

الصُّبْحُ بَدَا مِنْ طَلْعَتِهِ    وَاللَّيْلُ دَجا مِنْ وَفْرَتِهِ

فَاقَ الرُّسُلاَ فَضْلاً وَعُلاَ     أَهْدَى السُّبُلاَ لِدَلاَلَتِهِ

كَنْزُ الْكَرِمِ مُوْلِي النِّعَمِ    هَادِي الأُمَمِ لِشَرِيعَتِهِ

أَذْكَى النَّسَبِ أَعْلَى الحَسَبِ   كُلُّ العَرَبِ في خِدْمَتِهِ

سَعَتِ الشَّجَرُ نَطَقَ الحَجَرُ    شُقَّ القَمَرُ بإشَارَتِهِ

جِبْرِيلُ أَتَى لَيْلَةَ أَسْرَى    وَالرَّبُّ دَعَاهُ لِحَضْرَتِهِ

نالَ الشَّرَفَا وَاللهُ عَفَا       عَمَّا سَلَفَا مِنْ أُمَّتِهِ

فَمُحَمَّدُنا هُوَ سَيِّدُنا      فالعِزُّ لَنا لإجَابَتِهِ

YÜCE SERDÂRIMIZ

Gün sabâh oldu nur yüzüyle O’nun,
Geceler saçlarıyla buldu sükûn…

Enbiyâ zirvesinde, öyle ulu!
Yolların en sahîhi, nurlu yolu…

Lutfu sonsuz, kerem hazînesi O,
Âlemin kurtuluş nişânesi O…

En temiz soydan en güzel evsâf,
Hizmetinden şeref bulur, eşraf…

Bir işâret edince taş konuşur…
Yarılır gökte ay, ağaç koşuşur…

Geldi mîrac gününde Cebrâil;
Etti dâvet O Şâh’ı Rabb-i Celîl…

Hak katından niyâzı, nâzı niçin?
Ümmetin âhirette affı için…

Yüce serdârımız Muhammed’imiz…
O’na uymak, yegâne mesnedimiz…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

KATEGORİLER

Son Yazılar

Sosyal Medya Hesaplarım